tükürük ve mürekkep

TERAZİ:

Evden en son dışarı çıktığımda (ihtiyaç duyduğum birkaç şeyi almak için yoksa ki başka bir şey için evden çıkmıyordum, benimle olan  iletişim yollarını çoktan tıkamıştı insanlar.) elimde, eski, her tarafı pas tutmuş, küçük bir teraziyle geri döndüm (sanki tek ihtiyacım buymuş gibi, yani gerçeği görmem için gerekli olduğunu o zaman anlayamamıştım, sadece bir yakınlaşma olmuştu aramızda, sonunun nereye varacağını bilmeden başlamıştı ilişki). Çalışma masamın üzerindeki kağıtlar ve siyah yazan bir kalem haricindeki herşeyi bir kenara kaldırdım, teraziyi, bir tören edasıyla, en uygun şekilde masanın üzerine yerleştirdim, sandalyemi çekip masamın başına oturdum, her şey kendiliğinden oluyordu, bir müdahale söz konusu değildi, olan bitene karışmaya kimsenin gücü yetmezdi o anda, elimde kalemim ve ben kara karaydık, yatağıma doğru gerçekleştirdiğim bir eğilme hareketiyle orada bulunan kağıtlardan aldım ve düşmedim buna şaşırdım önce ama çabuk geçti şaşkınlığım, kağıtları küçük küçük parçalara bölmeye başladım, bana ait olduğunu düşündüğüm, sözlüklerdeki yeri yurdu belli olan yada sözlüksüz kalmış kelimelerimi teker teker bu küçük kağıtlara yazarak önümde duran bir kefesinde bir kg’lik ağırlık bulunan terazinin diğer kefesine yığmaya başladım, ara ara kontrol etmeme rağmen horozlarda bir hareketlenme olmuyordu, bir yandan deli gibi kesiyor, yazıyor ve kefeye koyuyordum ama yok horozlarda hiçbir hareketlenme yok, kefe ağzına kadar dolmuş olmasına rağmen hayır, olmuyordu işte, yazdıkça sinirlenmeye başlıyordum, kesiyor, yazıyor, kefeye koyuyor, düşen kağıtları kaldırıp yeniden koyuyordum ama nafile, bu zaman zarfında o kadar sinirlenmiştim ki birden kahkahalarla gülmeye başladım, durmadan gülüyordum, duramasam ölecektim belki de, neyse kendime geldiğimde, masanın üzerinde turan terazinin paramparça olduğunu gördüm, ilginçtir, kefenin üzerinde yığılı bulunan kelimelerden biri bile düşmemişti, hemde…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

FİNCAN:

Nedense ilişkimizin anlamlandıramadığım bir tarafı vardı o zamanlar, üşümeyen hep sen oluyordun, ben üşümeyeceğim zamanlarda soyunabileceğimiz sıcak bir yer bulmak isterken, sen “belki üşürüm, üzgünüm ama senin üşümediğini bildiğim sıcak sığınakların bana korku veriyor” der, gelmezdin. Seni yanyanayken bile yalnız bıraktığım için mi sığındın bana bu kadar zaman (ne kadar zaman?), yoksa seni taşırabilecek kadar küçük olan tek erkek ben miydim bu dünyada? Anlamasamda neden bunları durmadan durdurmadan kendimi, kendime sormamı, edemiyorum (sormak-sızım).

 

Şimdi hatırlıyorumda, bir keresinde kocaman balkonunda evim(iz)in sana kahvaltı hazırlamıştım, daha sen yoktun o zaman hayatımda ve ben kendi fincanımı koymayı unutmuştum masaya…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAZI SONRASI SERGİ:

Sen nerenden başlıyorsun üşümeye, gece olunca,

Bir damla birikiyor evimin camında, gömülüyorum.

Başka başka renklerin içinden de görmeye

Çalışmıştım zamanı, çalmaya ve çalınmaya eğ-

İlimliydim, düşümü bu yüzden çaldım sen

Den bu kadar zaman, ellerim

İn içinde parmak izim kadar okunaksızdım, sen

Neden indin içime bu kadar gece olunca…

 

Yaşlandığım çağdan kaçabilecek kadar çeyrek,

Bir odaya sığınabilecek kadar yarım,

Bir elma kadar bütünüm, içimde biriktirdiğim zehir beni

Geceden silebilecek kadar çok, masanın üzerinde ve hala toz içindeki

O tabakta

Kime sunulmuştu benim asılsız hikayem?

Bir suskuya ve anlatılamamış masallara inanan insanların zamanıydı

O zamanlar, attığım kaçıncı adımdan beri bulunamayacaklar listesine

Dahilim acaba ve bu zehir kimin şerefine

Birikiyor damarlarımda, hala…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TÜKÜRÜK VE MÜREKKEP:

Tükürük ve mürekkep biribiri içinde ezildikçe

Çıkıyor asıl renk, Modigliani’nin bir tablosu için

Paletinde biriken koyu çıban ilk çizilen elin üzerinde yurt

Buluyor kendine, kime söylemiştim

Hatırlamıyorum, ne söylemiştim onu da,

Dilimde bir gerçek azalacak bildiklerimi söylesem ve

Yazsam, yazmaya başlasam boşluğun içinde yaslanacak

Harflerim biribirine,

Parça-parça

Kopuk-kopuk

Tek-tek benden sızıyor içime ve orada noktalanıyorum,

Bir tek işaret istemiştim-miyorum,

Belki susarım bir gün diye yanımda taşıyorum bu testiyi,

İçinde kuruyan su bana dolmadı ki ama, bana boşalsın…

 

 

 

 

 

 

HUZURSUZ:

Sakladım, evet, saklandım,

Birini diğerinin içine gizledim ve unuttum sonra

Nerede, neden başladığımı bu yıkıma.

 

Dilimi mora boyadılar benim, tanrılara bu yüzden kızgınım,

Bu yüzden bütün masallar kadın, dinleyenler erkek, ben

Bu yüzden uyudum hiçbir oyun oynanmadan önce ve siz

Bu yüzden bu kadar derinini koklayabildiniz

Toprağımın,

 

Hiçbir koku sizin kadar korku saklayamazdı düşüme,

Yanyana uyumamak için giydim o eldiveni geceleri ve

Soyundum çırılçıplak yatağıma…

 

Bir gün üşüyen ben olursam, ellerimi siz gömün

En derine…

 

 

 

 

 

 

 

 

ELİM VE GECE:

Şehrin bütün ışıkları taşıyor gözlerimden, gece ne kadar çok benziyor ellerime, titredikçe okunmaz oluyorum, sesimin ve rengimin emanetçisi gecem, olur olmaz zamanlarda taç giydirme töreni düzenleniyor gecenin insanlarına, bana eksik taç, ben: küçük bir kirpi nasıl korkarsa onlardan o kadar korkarım, izliyor ve arınıyorum günahlarımdan ve siz sevgili bayan giymeyin sakın o pelerini, görünür ya da görünmez kılmayın acınızı –ki ben tutunamadım düşlere, kaçmaya gücüm yok, kalmaya cesaretim, dişlerimin sapsarı, simsiyah iskeleti, herkes farkettide kimse anlayamadı neden?imi, şimdi söylemem gerekenleri söylesem, fısıldasam, bağırsam, gün doğacak gece zihnime batmadan,

 

Ellerimin titriyor olması, kandilin zamanı gelmeden sönmesindendir sevgili bayan…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KIYI VE ÖLÜM:

Bütün kıyılarında ölü kokusu var bu kentin,  bu kadar birikmiş zamanın içinden bedenime sürtünen kanlı lahitlerden kalmış iz, bir seyir, sonra öfke, linç edilme törenlerinde erkeklerin alkış tutan kadınlar, nasıl sevilebilir bir tanrıça ve nasıl inanılır gecenin biteceğine, adımlarımın arasına sıkışan karanlık, siz bilirmisiniz hangi köşeyi dönerken zaman öleceğimi, bu kadar yaş beni çağlar önce boğmuştu zaten, üşenmeyin, uyurken üzerinizi örtün, sizin bedeninizin üşüme kaynağı benim ellerim, izlerim ve işaretlerim o kadar silikki, beni bulmak için yeni bir tanrıya inanmayın sakın…

 

 

 

 

 

 

 

 

BEN VE ÖLÜ:

Bütün sokakların sesi birikmiş cenazede, yürüyorlar en önde ve duyan yok benden ve ölüden başka, ne yazık! Oysa gürltü değil bu, bir melodi, tanrının öldüğü söyleniyor kulaklarıma ve bir ses var bu seslerin içinde, tüylerim diken diken, her adımımda canım yanıyor, anlamaya çalışıyorum, bana neler olduğunu düşünüyorum, yok bir cevap, takılıp düşsem bir yere farkıma varmayacak sanki kimse, oysa ben ve ölü asıl misafirleriyiz bu törenin, ve ses anlamlanıyor kulaklarıma “yalnız ölünmez, yalnız ölünmez” bu ne kusursuz bir yalan, buna inanmamak mümkün mü? Düşüyorum, bir ses,

 

Bir ses daha duymak

 

İstiyorum…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TARİH VE BEN:

Kendi kendine bitmeyi doğmadan önce öğrenmiş bir gece dışarıda bekliyor, anlatılmak istanan şeyler aslında buradan ve bu zamandan önce başlamış ve buradan ve bu zamandan önce bitmişti, bugüne bulaşan bir kiri yok, kalmadı, tarih yaşlandı benim ellerimde, ben dirildim yeniden ve tarih(im)i öldürdüm dirilirken… büyük bir ustalıkla yaptım ne yaptıysam, yazdıklarımı silerken korkmadım, ellerim titremedi –ki

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s